İstanbul ve Laz


Antrparantez, "stana" (astana) sözcüğüne bakmamız gerekiyor.

Kazakistan'da başkent adı olması ve bir zamanlar İstanbul'a Âsitâne  denmesi  Ayatannaz ile ilgili olabilir. Yaklaşık dört bin yıl önce insanlar yaşadıkları şehirlere tanrı ve tanrıçaların adlarını vermeye başlamışlar.

Nis, Niş, Nisse, Nissa, De-Niz, De-Nisli, Stana, Asitane, İstana, Lassa, Lizbon ve benzeri sözcüklerin tümünde ay tanrısı/tanrıçası Vişnu'ya, Şiva'ya, Brahmi'ye, Lakşimi'ye atıf var. Örtük anlam olarak değerlendirilse bile  gölge olarak, arka planda varlığını sürdürmeye devam ediyor.

Stana, "poz vermiş kadın" veya "donmuş kadın" figürü anlamında... Ama onu "şeytan" olarak da okuyabiliriz. Stana, "eski ana". Stana, "ilk ana".. Stana, "tanrıça".. Stana, "dans eden kız"... Stana, "şarkı söyleyen kız".. Stana, "yaşamını Hint tanrı ve tanrıçalarına adamış, yarı çıplak gezip şarkılar söyleyen devâî kız".. Stana, "içine tanrı-tanrıça figürlerinin yerleştirildiği duvara açılmış küçük bir niş"..... Stana, tapınma odacığı.... Stana, tapınma masası veya tapınma standı.. Stana, tapınma holü..... Stana, Lingam veya Alpu sütunu.....

Her nasıl olduysa, Âsitâne  sözcüğü üzerinde kafa yormamış, bir dönem âlâyı-vâlâ ile kullanmışız. Stânı-Bol  sözcüğünün Grekçe diliyle hiçbir alakası yok, bütünüyle bize ait.  Küçük bir uyarlama yapmış, çoğul olan  Âsitane' yi  İstânı-Bol  sözcüğüne dönüştürmüşüz. Âsitane,  "Sütunları çok olan şehir" anlamında.... Miladi 300'lü yıllarda sütunların kendileri ve/veya üzerlerine konan kral/kraliçe heykellerinin tamamı Mısır ve Hint coğrafyasındaki kültüre öykünmeden başka bir şey değil..... Hintlilere benzer şekilde Grekler ve Romalılar da kendi tanrı ve tanrıçalarını üretmişler. Mısır'dan, Roma'dan getirilen veya yerinde sıfırdan yapılan dikitlerin, sütunların tamamı azamete veya tanrısallığa işaret..... Onun belli bir zafer için, belli bir kral-kraliçe adına,  güç gösterisi için veya ölen bir kralın adını yaşatmak için dikilmiş olması durumu değiştirmiyor. Örtük anlamı, "yücelik" veya "tanrısallık"....  

300'lü yıllara gelinceye kadar bu yerleşim yeri öyle bir kent ki...
Dansçıları ve şarkıcılarıyla.. Putperest insanları ve şeytanlarıyla..
Tanrı - tanrıça figürleriyle.....
İçinde şarkılar söylenip dans edilen tapınaklarıyla...
At meydanına, şuraya-buraya çokça miktarda yerleştirilip bilinçsizce etrafında tavaf edilen azametli dikitleriyle....
Her evde içine tanrıça figürlerinin yerleştirildiği sakça gözleriyle mezbul.

Stana  sözcüğü sonraki dönemlerde, "sahne", "yer", "mekan", "bölge" anlamlarına dönüşerek sterilize olmuş....  Stambha, stamb, stun ve sütun sözcükleri onun diğer türevleri.... Donmuş kadın ve tanrıça heykelleri bir zaman sonra, eril tanrıyı temsil eden "sütun" ile birlikte görselleştiriliyor. Stana  dişil tanrıça, stamb  eril tanrı..... Stanb  sözcüğü ise, erillikle dişiliği tekleştiren.... Stan-Bol, "yücelik dikitleri bol olan şehir" anlamında....

Günümüzde Hindu-İstâna, Lâzu-İstânb, İstanı-Bolc gibi sözcüklerin antik zamanlarda kullanılmış olan tuhaf anlamlarına toprak altından çıkarılmış "paslanmış, eski ok uçları" gibi bakabiliriz. Seyir ve hatıra malzemesi olmanın ötesinde bir değeri yok.


Hüner Şencan


a Hindu-İstan: Kadınların veya Tanrıçaların Ülkesi.
b Lâzu-İstan: Pagan dönemde tanrıçalara dans eden genç kızların veya kadınların çokça bulunduğu belde veya ülke.
c İstan-ı Bol: Pagan dönemde, tanrı-tanrıça figürlerinin yerleştirildiği tapınma gözlerinin, tapınma nişlerinin, tapınma düzenlemelerinin veya simgesel tanrı sütunlarının bol miktarda bulunduğu şehir.

Stha [istà] (Snsk.) i. / f.
(1) Ayakları tarafından desteklenmek suretiyle dik bir pozisyonda durmak  veya bu pozisyonu korumak; dikili durma hali;  kıyam; ikâmet; dik durmak; sütun; dikit; heykel; Tanrı heykelleri veya heykelcikleri, stupalar;
(2) Birisini yürümekten alıkoymak, durdurmak; alıkoymak (İng. Detain).
(3) "Ondan yapıldık", "Ondan geldik"  anlamında [Tanrı'ya gönderme, Tanrı'nın ruhu anlamında eril organ simgesine gönderme];
(4) Budizmde 'sözel iletişim'; 'Sözel gizli işaret';
(5) [Hindistan tarih ve coğrafyası açısından] Direği yükseltmenin yanı sıra, yatırmak suretiyle;
(6) [Marathi dilinde]  O durur, kalır, dinlenir;
(7) Bir başkasına ait olmak [Tanrı'ya atıf] ;
(8) Kalmak, oturmak, yaşamak; beklemek; vazgeçmek; hareketsiz durmak;
(9) Bir kenarda durmak;
(10) Olmak, var olmak, herhangi bir durumda veya konumda olmak; genellikle katılımcılarla birlikte.
(11) Uymak, itaat etmek.
(12) Kendini kısıtlamak
(13) Yanında veya yakınında durmak, yardım etmek;
(14) Dinlenmek veya bağımlı olmak;
(15) Yapmak, gerçekleştirmek, kendini meşgul etmek;
(16) başvurmak veya gitmek için;
(17) Kendini (cinsel kucaklama için) sunmak;
(18) Yükseltmek, dikmek.
(19) Sürmesini veya devam etmesini sağlamak için dayanıklı hale getirmek;
(20) Evlilikte vermek;
(21) Kımıldamadan hareketsiz durmak;
(22) Bir yer, nokta;
(23) Meşgul olmak, kendini performans göstermeye adamak, pratik yapmak;
(24) Başka birine başvurmak veya başvurmak için yapılan. [Kaynak: Wisdomlib.com]






.